BU SAYIDA
Mobilitenin geleceğini TAYSAD üyeleriyle birlikte inşa ediyoruz
Türkiye için yeni bir sermaye modeli
Gelecek yalnız yürünmez: Tedarik zincirinden değer ortaklığına
Mobilite devrimi, tedarikçiyi stratejik partner yapıyor
Metal yorgunluğu mu, Yoksa iş modelinin eskimesi mi? Dijital Rönesans İçin Sanayinin Yeni Kodları
Otomotivden savunmaya: Dual Use ile sanayinin kolektif dönüşümü
Elektrifikasyon ve Akıllı Mobilite Çağında Malzeme Dönüşümü
Elektrifikasyondan yapay zekâya: Sektörün güvenilir mühendislik ortağı
2025'te 5 TÜBİTAK , 2026'da 10 Proje Hedefi: Karakaya86, tüm süreçlerinde yapay zekâ ve akıllı mobilite kullanıyor
Dönüşümün eşiğinde: Elektrifikasyon, yapay zekâ ve akıllı mobilite çağında kolektif gücün rolü
Bilgiye ulaşan değil, bilgiyle beceri gösteren kazanacak
"Yeşil döküm" ve Özel Endüstri Bölgesi ile geleceğe hazırız
Dijital İkiz, Akıllı Otomasyon, Veri Odaklı Karar: MAY Fren'in Teknoloji Üçgeni
Kırılgan Zeminde Başarı: Çeviklik, Esneklik, Teknoloji
Demiri Dijitalle Dövmek: Mobilite Çağında Üretimin Yeni Kodları
Yapay zekâ ile tasarımdan teste, saatlerden dakikalara: Ortak kullanımlı araçlar ve sürdürülebilir ürünler öne çıkacak
Tier 1 değil, Tier 0.5 olmak gerekecek: Parça değil sistem yaklaşımı, doğrudan maliyet değil farklılaşma
Üreticiden İnovasyon Liderine Dönüşüm
Geleceğe Ortak Yatırım: Mobilite Devriminde Hukukun Yeni Rolü ve Tedarikçilerin Stratejik İhtiyaçları
INFOGRAFİK
ARŞİV
KÜNYE
Türk Otomotiv Sanayicisinin Dergisi
INFOGRAFİK
ARŞİV
KÜNYE
Uzun ve zor bir geçiş dönemi
VAROL KARSLIOĞLU
Elektrikli araçlara geçiş süreci, otomotiv sektörünün tarihindeki en zorlu dönüm noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, bu dönüşüm son birkaç yıldır yaşanan üç önemli gelişmeyle daha da karmaşık bir hale geldi ve bu karmaşa büyümeye devam ediyor. Bu gelişmeler şunlar:
Çin’in, bataryalı elektrikli araçlar (BEV) konusunda son üç yılda kaydettiği olağanüstü ilerleme ve küresel pazarlara etkileyici bir şekilde açılarak tüm dengeleri altüst etmesi.
Trump yönetimi altında ABD’nin, BEV’lere geçiş sürecini yavaşlatması ve bu alandaki teşvikleri durdurması.
Avrupa Birliği’nin, 2035 itibarıyla tüm araçların BEV olacağına dair aldığı kararı revize etmesi ve bu değişikliğin getirdiği belirsizlik.
Çin’in yarattığı rekabet, birkaç yıl öncesinden itibaren Avrupa ve Kuzey Amerika için ciddi bir tehdit haline gelmiş durumda. Kuzey Amerika pazarı şimdilik Çin araçlarına kapalı olsa da, bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olması oldukça zor görünüyor. Öte yandan Avrupa’da ise geleneksel otomotiv üreticilerinden gelen baskılar nedeniyle AB, BEV’lere tam geçiş sürecini ertelemiş durumda. Bu erteleme, aslında içten yanmalı motor (ICE) üreticilerine verilen bir avantaj gibi görünse de, hem genel olarak otomotiv sektörü hem de BEV üreticileri adına önemli bir belirsizliğin ortaya çıkmasına neden oluyor.
Bu çerçevede aşağıda, söz konusu belirsizliklerin tedarikçiler üzerindeki etkilerini, özellikle Kuzey Amerika odaklı ve daha çok kısa vadede ele alarak analiz etmeye çalıştık.
Kuzey Amerika’da 2030’a Kadar En Önemli Üç Tedarik Zinciri Zorluğu
ICE'den BEV'lere geçiş, tedarik zincirlerini zorlayan üç ana faktörle şekilleniyor gibi görünüyor. Bunlar, batarya hammaddeleri ile hücre kapasitesinin güvence altına alınması, çift hatlı üretim süreçlerinin ve tedarikçi ekonomisinin etkin bir şekilde yönetilmesi, ayrıca düzenleyici belirsizlikler ve dalgalanan talep doğrultusunda kaynak ve lojistik stratejilerinin yeniden şekillendirilmesi. Bu durum, OEM’ler ve tedarikçiler için kaçınılmaz olarak zamanlama, maliyet ve dayanıklılık konusunda ciddi baskılar yaratıyor ve aslında bu zorluklar, içinde bulunduğumuz gerçekliği tanımlıyor.
1. Batarya hammaddelerinin güvence altına alınması ve hücre kapasitesinin ölçeklenmesi
Neden Önemli
: Elektrikli araçların (BEV) rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar batarya maliyeti, performansı ve erişilebilirliğidir. Bu bağlamda, kritik hammaddeler (lityum, nikel, kobalt, grafit) ve bu maddelerin işleme kapasiteleri açısından Çin halen üstün bir konuma sahiptir. Ancak mesele yalnızca bu nadir metallere sahip olmakla sınırlı kalmıyor. Bu maddelerin işlenmesi ve kullanılabilmesi için gereken devasa yatırımlar milyar dolar seviyelerine ulaşmakta ve Çin bu alanda da diğer ülkelerden ileride bulunuyor.
BEV talebindeki beklenen artış hızının yakalanamaması, Batı’daki üretimin karşılaşabileceği potansiyel kıtlıklar veya arzın birkaç oyuncuda yoğunlaşması gibi riskler, üreticileri fiyat dalgalanmalarına ve jeopolitik belirsizliklere açık hale getiriyor. Bu durum, uzun vadeli tedarik güvenliği için önemli adımları zorunlu kılıyor. Tedarikçilerin uzun vadeli kontratlara yönelmesi, dikey entegrasyon kararları alması ve yerel rafineri kapasitelerine yüksek sermaye yatırımları yapması önümüzdeki yıllarda kaçınılmaz görünüyor.
Batı bloğu içinde güvenli bir tedarik noktası olarak ön plana çıkan bölgelerden biri de Kanada'nın Ontario eyaleti. Volkswagen'in 10 milyar dolara yaklaşan batarya üretim yatırımı, bölgenin bu alandaki potansiyelini ve stratejik önemini kanıtlar nitelikte.
Ayrıca, otomobil üreticilerinin (OEM) uzun vadeli tedarik anlaşmalarına ek olarak geri dönüşüm projelerine ve alternatif maddelere yönelik yatırımları da üretim güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Buradaki üretim güvenliği vurgusu, özellikle kritik hammaddeler konusunda Çin’e bağımlılığı azaltmak üzerine odaklanıyor.
2. Çift hatlı üretim karmaşıklığı ve tedarikçi ekonomisi
Neden önemli:
Pazarın bugün gösterdiği o ki, 2035’e kadar Kuzey Amerika’da ICE, hibrit ve BEV araçlarına olan talep birlikte devam edecek ve BEV’lere tümüyle geçiş, beklenendan yavaş olacak. Bu da tedarik, kalıp ve tedarikçiler açısından karmaşıklığı arttıracak. Tedarikçiler, hem geleneksel güç aktarma organlarını hem de yeni elektrikli bileşenleri desteklemek zorunda kaldıklarından, platform ve bölgeye göre belirsiz hacimler nedeniyle marj baskısı yaşayacak. Bu durum, tedarikçileri maliyetli yeniden kalıplama, paralel hatları sürdürme veya segmentten çıkma arasında seçim yapmaya zorlayabilir; bu da motorlar, inverterler, batarya paketleri gibi kritik modüllerde tek kaynak bağımlılığı ve kapasite uyumsuzluğu riskini artırır.
Bu belirsizliğe karşı koymak için, OEM’lerin ürün yol haritalarında şeffaflığı artırması, tedarikçilerin yeniden kalıplama yatırımlarına ortak olması ve nitelikli tedarikçileri çeşitlendirmesi kaçınılmaz görünüyor.
3. Düzenleyici ve talep belirsizliğinin kaynak ve lojistiği yeniden şekillendirmesi
Neden önemli:
Girişte değindiğimiz politika değişimleri, teşvikler ve bölgelere göre BEV’lere olan talep ve benimseme oranlarındaki farklılıklar BEV ile ICE/hibritler için belirsiz talep eğrileri yaratmakta. Bu belirsizlik, tesislerin nerede kurulacağına, ne kadar yerel içerik yatırımı yapılacağına ve dayanıklı lojistik ağlarının nasıl tasarlanacağına dair kritik kararları zorlaştırıyor. Eyalet ve federal kurallar ile değişen tüketici davranışları OEM’lerin çevik olmasını gerektiriyor: Bu bağlamda yüksek BEV kapasitesileri oluşturmak, sermaye verimsizliği ve atıl kapasite riskini, yetersiz kapasite kurmak ise pazar payı kaybı riskini tetikleyecek. Özetle, kırk katır mı, kırk satır mı diyebiliriz.
Teoride kolay, uygulamada ise ne kadar zor olsa da, senaryo planlaması, esnek üretim hücreleri ve modüler tedarik anlaşmalarını kullanarak kapasiteyi yönlendirmeyi ve kritik tedarik zincirlerini yerelleştirmeyi gerektiriyor.
Özetle:
Uzun vadeli hammadde sözleşmeleri ve geri dönüşüme yatırımları,
Esnek üretim ve paylaşımlı tedarikçi platformları,
Düzenleyici ve teşviklere bağlı senaryo planlaması, bu zor ve uzun sürecek geçiş dönemi için kaçınılmaz görünüyor.
Sonuç:
Geçiş tek bir teknik sorun değil, bir sistemler zorluğudur—hammadde güvenliği, tedarikçi ekonomisi ve politika kaynaklı talebi senkronize etmek, 2030’a kadar Kuzey Amerika’da ve Avrupa’da kimin kazanacağını daha doğrusu ayakta kalacağını belirleyecek.
Tüm TAYSAD camiasına, zorlukların üstesinden geleceği başarılı bir yeni yıl dileklerimle.